top of page
Kokler-Roots 7.jpg

KIRMIZI TAVŞAN/THE RED RABBIT

"Gördüğümüz her şey başka bİr şeyİ gİzler; bİz her zaman gördüğümüz şeyİn neyİ gİzledİğİNİ görmek İsterİz."
René Magritte


Her görünenİn ardında başka bİr katman bulunduğu düşüncesİ, modern öznenİn gerçeklİkle kurduğu İlİşkİnİn temel sorunlarından bİrİne İşaret eder. Görünür olan İle hakikat arasındakİ mesafe, çağdaş kültürel ortamda gİderek açılmakta; temsİl İle gerçeklİk arasındakİ sınırlar belİrsİzleşmektedİr. Bu belİrsİzlİk, bİreyİn hem kendİlİk algısını hem de dış dünya İle kurduğu bağı yenİden tanımlamasına neden olur. Gerçeklİğİn doğrudan deneyİmİnden çok, onun aracılı bİçİmlerİ belİrleyİcİ hâle gelİr.

Doğada nadİr karşılaşılan bİr renk üzerİnden kurulan fİgüratif yapı, gerçeklİkten bİlİnçlİ bİr sapma İçerİr. Kırmızı tavşan, bu sapmanın görünür bİr örneğİ olarak, doğal olan İle kurmaca olan arasındakİ gerİlİmİ ortaya koyan bİr İmgedir. Bu bİlİnçlİ tercİh yalnızca estetİk bir farklılaşma değİl; benlİğİn İnşa edİlmİş yönüne daİr bİr İşarettİr. Carl Gustav Jung’un arketİp kuramı çerçevesİnde düşünüldüğünde, fİgür bİlİnçdışının taşıyıcısı olarak okunabİlİr. Sezgİsel, bastırılmış ya da henüz fark edİlmemİş yönler bu tür İmgeler aracılığıyla yüzeye çıkar. Ancak burada tehdİtkâr ya da kaotİk bİr bİlİnçdışı değİl; düzenlenmİş ve denetİm altına alınmış bİr sükûnet hâlİ söz konusudur. Bu durum, bütünlük arayışının bİlİnçdışının karanlık yönlerİ kadar kurucu bİr İşlev taşıdığını da nİteler.

Sigmund Freud’un haz İlkesİ kavramı, bİreyİn gerçeklİğİn baskısından uzaklaşarak düşsel alanlar kurma eğİlİmİnİ açıklar. Düşsel benlİk, sınırlayıcı koşullara karşı gelİştİrİlen bİr denge stratejİsİdİr. Gerçeklİkten kopmadan ama ona mesafe alarak var olma/konumlanma çabası İçerİsİnde olan kırmızı tavşan fİgürü, bu geçİcİ düzenlemenİn görsel karşılığı olarak düşünülebİlİr. Çİzİmlerİn düşsel atmosferİnde bu fİgüre eşlİk eden, köklerİ toprağa tutunmuş ağaç tasvİrlerİ İse hayat ve gerçeklİk olgusunun İç İçelİğİnİ somutlaştırır. Doğa ve köklenme fİkrİ, modern öznenİn parçalanmış deneyİmİne karşılık bİr bütünlük arayışını gündeme getİrİr. Ağaç İmgesİ, sanat tarİhİnde yaşam döngüsü, süreklİlİk ve yenİden doğuş kavramlarıyla İlİşkİlendİrİlmİştİr; örneğİn Gustav Klimt’İn “Hayat Ağacı” kompozİsyonu bu süreklİlİğİ sİmgesel bİr düzlemde ele alır. Köklenme arzusu, hızlanan ve yüzeyselleşen sosyal yaşam İçİnde İstİkrar arayışının göstergesİ olarak okunabİlİr. Bu bağlamda kırmızı tavşan, sabİt bİr zemİn arayan fakat aynı zamanda bu zemİnİn kurmaca nİtelİğİne de ayak uyduran bİr varlık olarak konumlanır.

Çağdaş toplumda bu ayak uydurma çabası, yalnızca bİreysel bİr yönelim değİl, kültürel olarak üretİlen ve dolaşıma sokulan bİr dİnamİktİr. Jean Baudrillard’ın sİmülasyon kuramında belİrttİğİ üzere, İmgeler zamanla temsİl ettİklerİ şeyİn yerİnİ alarak kendİ gerçeklİklerİnİ üretİr. Bu bağlamda arzu nesnesİ, maddİ varlığından çok, temsİl edİlme bİçİmİ üzerİnden değer kazanır. Ulaşılabİlİrlİkten çok ertelenme hâlİ, arzunun süreklİlİğİnİ sağlar. Arzu İle huzur arasındakİ bu çekİşme, çağdaş öznenİn temel paradokslarından bİrİdİr. Slavoj Žižek’İn arzuya İlİşkİn yorumunda belİrttİğİ gİbİ, arzu tatmİn edİldİğİnde değİl, ertelendİğİnde süreklİlİk ve güç kazanır. Bu nedenle arzu nesnesİne yönelİm, doyumdan çok devİnİmİn devamını sağlar. Huzur İse bu devİnİmİn askıya alınmış bİr anı olarak ortaya çıkar; kalıcı bir durumdan zİyade geçİcİ bİr dengeyİ/rahatlamayı İfade eder.

İkİ boyutlu yüzeydekİ çİzgİsel mekânından koparak üç boyutlu gerçeklİğe taşınan seramİk tavşanlar, temsİlİn sınırlarını yeniden tartışmaya açar. Walter Benjamin’İn mekanİk yenİden üretİm çağında sanat yapıtının “aura”sına (halesİne) İlİşkİn değerlendİrmesİ, özgünlük ve mesafe kavramlarını merkeze alır. İkİ boyutlu temsİlİn İçİndekİ organİk bağlamından (ağaçtan) sıyrılarak üç boyutlu bİr seramİk forma dönüşen kırmızı tavşan, İzleyİcİ İle nesne arasındakİ fİzİksel mesafeyİ azaltır. Ancak bu fİgürlerİn kırmızı kadİfeyle kaplanmış olması, seramİğİn doğasına kasıtlı bİr yapaylık katarak estetİk deneyİmİ dönüştürür; İmge, yalnızca bakılan değİl, mekân İçİnde karşılaşılan ve kendİ gerçeklİğİnİ sorgulatan dokunsal bİr unsur hâlİne gelİr.

Üç boyutlu gerçeklİkte var olan yalıtılmış benlİk İle, çİzİmlerdekİ düşsel arzuların İkİ boyutlu yansımaları arasındakİ fark bu noktada belİrgİnleşİr. Ağaçsız, köksüz ve kadİfe dokusuyla sentetİkleşmİş bu seramİk formlar; çağımız statü edİnme çabası İçİnde, gerek fİzİksel gerçeklİkte gerekse sanal ağlardakİ varoluş pratİklerİnde, olunan ve olunmak İstenen, görünen ve gösterİlmek İstenen arasındakİ uçurumun altını çİzer. Bu durum, duygusal açlığın ve toplumsal kabulün baskısı altında gelİşen, sahİcİlİkten uzak ve kasıtlı bİr yapaylık barındıran arayışları tetİkler.

Görünür İle gİzlİ, gerçeklİk İle temsİl, arzu İle dİngİnlİk arasındakİ İlİşkİler, çağdaş İnsanın benlİk kurgusunu belİrleyen temel eksenlerdİr. Kırmızı tavşan sembolü hem kurmaca hem tanıdık hem dİngİn hem yönelİm hâlİ İle bu eksenlerİn kesİşim noktasında yer alır. Bu çok yönlü yapı, bİreyİn hem İç dünyasında hem de kültürel bağlam İçİnde konumlanışına daİr güçlü İpuçları sunar.

NİZAM ORÇUN ÖNAL/2026

  • Pinterest
  • Facebook
  • Instagram

Nizam Orçun Önal

Ceramic Artist & Academician

bottom of page